Ay: Nisan 2010

30 Nis
admin 0 Yorum

Demet Şener

Kategori: Biyografi

11 Nisan 1977 yılında İstanbul’da doğan Demet Şener, Nişantaşı Kız Lisesi’nden mezun oldu. Mankenliğe 1994 yılında başladı ve bir yıl sonra 1995’de Türkiye Güzeli seçildi. Televizyonda “Vip Suare” ve “Şans Direksiyonu” adlı programların sunuculuğunu yapan Şener, “Bir Demet Tiyatro” ve “Böyle mi Olacaktı” adlı televizyon dizileriyle oyunculuk hayatına başladı. Daha sonra Gani Müjde’nin yazıp yönettiği, aralarında Cem Davran, Hande Ataizi, Mehmet Ali Erbil ve Nurseli İdiz gibi ünlü sanatçıların da olduğu “Kahpe Bizans” adlı sinema filminde oynadı ve bu film hemen hemen herkes tarafından çok beğenildi.

Ardından 1999 yılında, Mustafa Altıoklar’ın senaryosunu yazıp yönettiği “Asansör” filminde Arzu Yanardağ, Emre Altuğ, Cem Özer, Mustafa Uğurlu ve Funda Barın gibi oyuncuların yanında yer aldı. 1 yıl sonra da 2000 yapımlı film olan Hemşo’da oynadı sanatçı. Ülkerspor’lu İbrahim Kutluay’la beraber yaşayan Demet Şener, bu filmde Mehmet Ali Erbil, Okan Bayülgen, Özlem Yıldız, Sümer Tilmaç ve Yılmaz Köksal’la beraber rol aldı ve Tatyana ismindeki bir Romen fahişeyi canlandırdı.

Milli basketbolcu İbrahim Kutluay ile 2005 yılında evlendi.

3 yıldır birlikte olduğu sevgilisi Milli basketbolcu İbrahim Kutluay ile Çırağan Sarayı’nda yapılan muhteşem bir düğünle evlendi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş‘ın kıydığı nikahta, Şener’in nikah şahitliğini mankenlik ajansı sahibi Gaye Sökmen yaparken Kutluay’ın nikah şahitliğini ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yaptı.

30 Nis
admin 0 Yorum

Karacaoğlan

Kategori: Biyografi

Türk halk şairi. Etkileyici bir dil ve duygu evreni kurduğu şiirleriyle Türk halk şiiri geleneğinde çığır açmıştır. 1606′ doğduğu, 1679′da ya da 1689′da öldüğü sanılmaktadır. Yaşamı üstüne kesin bilgi yoktur. Bugüne değin yapılan inceleme ve araştırmalara göre 17.yy’da yaşamıştır. Nereli olduğu üstüne değişik görüşler öne sürülmüştür. Bazıları Kozan Dağı yakınındaki Bahçe ilçesinin Varsak (Farsak) köyünde doğduğunu söylerler. Gaziantep’in Barak Türkmenleri de, Kilis’in Musabeyli bucağında yaşayan Çavuşlu Türkmenleri de onu kendi aşiretlerinden sayarlar.

Bir başka söylentiye göre Kozan’a bağlı Feke ilçesinin Gökçe köyündendir. Batı Anadolu’da yaşayan Karakeçili aşireti onu kendinden sayar. Mersin’in Silifke, Mut, Gülnar ilçelerinin köylerinde, o yöreden olduğu ileri sürülür. Bir menkıbeye göre de Belgradlı olduğu söylenir. Bu kaynaklardan ve şiirlerinden edinilen bilgilerden çıkarılan, onun Çukurova’da doğup, yörenin Türkmen aşiretleri arasında yaşadığıdır. Adı bazı kaynaklarda Simayil, kendi şiirlerinden bazısında ise Halil ve Hasan olarak geçer. Akşehirli Hoca Hamdi Efendi’nin anılarına göre Karacaoğlan yetim büyüdü. Çirkin bir kızla evlendirilmek, babası gibi ömür boyu askere alınmak korkusu ve o sıralarda Çukurova’da derebeyi olan Kazanoğulları ile arasının açılması sonucu genç yaşta gurbete çıktı.

İki kız kardeşini de yanında götürdüğünü, Bursa’ya, hatta İstanbul’a gittiğini belirten şiirleri vardır. Yine bu şiirlerinden anlaşıldığına göre, Bursa’da ev bark sahibi oldu, evlat acısı gördü. Anadolu’nun çeşitli illerini gezdiği, Rumeli’ye geçtiği, Mısır ve Trablus’a gittiği de sanılıyor. Yaşamının büyük bir bölümünü Çukurova, Maraş, Gaziantep yörelerinde geçirdi. Doğum yeri gibi, ölüm yeri de kesin olarak bilinmemektedir. Şiirlerinden, çok uzun yaşadığı anlaşılmaktadır. Hoca Hamdi Efendi’nin anılarına göre Maraş’taki Cezel Yaylası’nda doksan altı yaşında ölmüştür. En son bulgulara göre ise mezarının İçel’in Mut ilçesinin Çukur köyündeki Karacaoğlan Tepesi denilen yerde olduğu sanılmaktadır.

Karacaoğlan, Osmanlı Devleti’nin iktisadi bunalımlar ve iç karışıklıklar içinde bulunduğu bir çağda yaşamıştır. Şiirinin kaynağını, doğup büyüdüğü göçebe toplumunun gelenekleri ve içinde yaşadığı, yurt edindiği doğa oluşturur. Güneydoğu Anadolu, Çukurova, Toroslar ve Gavurdağları yörelerinde yaşayan Türkmen aşiretlerinin yaşayış, duyuş ve düşünüş özellikleri, onun kişiliği ile birleşerek âşık edebiyatına yepyeni bir söyleyiş getirir. Anadolu halkının 17.yy’da çektiği acılar, göçebe yaşantısının yoklukları, çileleri, çaresizlikleri, şiirinde yer almaz.

Şiirlerindeki insana dönüklüğünün özünde belirgin olan tema doğa ve aşktır. Ayrılık, gurbet, sıla özlemi, ölüm ise şiirinin bu bütünselliği içinde beliren başka temalardır. Duygulanışlarını gerçekçi biçimde dile getirir. Düşündüklerini açık, anlaşılır bir dille ortaya koyar. Acı, ayrılık, ölüm temalarını işlediği şiirlerinde de bu özelliği göze çarpar. Düşten çok gerçeğe yaslanır. Çıkış noktası yaşanmışlıktır. Ona göre, kişi yaşadığı sürece yaşamdan alabileceklerini almalı, gönlünü dilediğince eğlendirmelidir. Yaşama sevincinin kaynağı güzele, sevgiliye ve doğaya olan tutkunluğudur.

Güzelleri, yiğitleri över, dert ortağı bildiği dağlara seslenir. Lirik söyleyişinin özünde, halkının duyuş ve düşünüş özellikleri görülür. Göçebe yaşamının vazgeçilmez bir parçası olan doğa, onun şirinin başlıca temalarından biridir. Yaşadığı, gezip gördüğü yörelerin doğasını görkemli bir biçimde dile getirir. Dost, kardeş bildiği, sevgilisiyle eş gördüğü, iç içe yaşadığı bu doğa, onun için sadece bir mekan olmaktan ötedir. Şiirinin başka önemli bir teması olan aşkın varoluşu, doğadaki benzetmelerle güzelleşir. Onunla yaşanan sevinç, onun getirdiği acı doğa ile paylaşılır.

Sevgili, şiirinde doğanın ayrılmaz bir parçasıdır. Şiirlerinde yer yer sıla özlemi ve ölüm temasına da rastlanır. Sevdiğinden, ilinden, obasından ayrı düşüşü özlemle dile getirir, yakınır. Ölüm de, ayrılık ve yoksullukla eş tuttuğu bir derttir. Doğa temasının yanı sıra şirinin asıl odak noktasını oluşturan aşk/sevgili kavramını, âşık şiirinin geleneksel kalıpları dışında bir söyleyişle ele alır. Onun için sevgili, düşlenen, bin bir hayal ile var edilen, ulaşılmazlığın umutsuzluğuyla adına türküler yakılan bir varlık değildir; doğa ve insan ilişkileri içindedir. Onu, yaşamdan ve bu ilişkilerden soyutlamadan verir. İlk kez onun şiirinde sevgililerin adları söylenir: Elif, Anşa, Zeynep, Hürü, Döndü, Döne, Esma, Emine, Hatice…

Karacaoğlan bunların kimine bir pınar başında su doldururken, kimine helkeleri omuzunda suya giderken, kimine de yayık yayıp halı dokurken görüp vurulmuştur. Gönlü bir güzel ile eylenmez, bir kişiye bağlanmaz. Uçarılık, onun duygu dünyasının şiirsel söyleyişine yansıyan en belirgin yanıdır. Erotizm, şiirine sevmek ve sevişmek olgusuyla yansır. Kanlı-canlı sevgili, cinsellik motifleriyle daha da belirginleşir, şiirinde etkileyici bir biçimde yer eder. Onun sevgiye ve kadına bakış açısı, âşık şiirine yenilik getirir ve bu gelenek içinde etkileyici bir özellik taşır.

Tanrı kavramı ve din teması şiirinde önemlice bir yer tutmasa bile, bu konudaki yaklaşımıyla da kendi şiir geleneğine yine değişik bir bakış açısı getirmiş ve sonraki kuşaklar üzerinde etkileyici yönlendirici olmuştur. Karacaoğlan yaşadığı çağda yetişmiş başka saz şairlerinin tersine, dil ve ölçü bakımından Divan Edebiyatı’nın etkisinden uzak kalmıştır. Güneydoğu Anadolu insanının o çağdaki günlük konuşma diliyle yazmıştır. Kullandığı Arapça ve Farsça sözcüklerin sayısı azdır. Yöresel sözcükleri ise yoğun bir biçimde kullanır.

Deyimler ve benzetmelerle halk şiirinde kendine özgü bir şiir evreni kurmuştur. Bu da onun şiirine ayrı bir renk katar. Bu sözcüklerin bir çoğunu halk dilinde yaşayan biçimiyle, söylenişlerini bozarak ya da anlamlarını değiştirerek kullanır. Karacaoğlan, halk şiirinin geleneksel yarım uyak düzenini ve yer yer de redifi kullanmıştır. Hece ölçüsünün 11′li (6+5) ve 8′li (4+4) kalıplarıyla yazmıştır. Bazı şiirlerinde ölçü uygunluğunu sağlamak için hece düşmelerine başvurduğu da görülür. Mecaz ve mazmûnlara çokca başvurması, söyleyişini etkili kılan önemli öğelerdir.

Şiirsel söyleyişinin önemli bir özelliği de, halk şiiri türü olan mani söylemeye yakın oluşudur. Koşmalar, semailer, varsağılar ve türküler şiirleri arasında önemlice yer tutar. Bunların her birinde açık, anlaşılır bir biçimde, içli ve özlü bir söyleyiş birliği kurmuştur. Pir Sultan Abdal, Âşık Garip, Köroğlu, Öksüz Dede, Kul Mehmet’ten etkilenmiş, şiirleriyle Âşık Ömer, Âşık Hasan, Âşık İsmail, Katibî, Kuloğlu, Gevheri gibi çağdaşı şairleri olduğu kadar 18.yy ve şairlerinden Dadaloğlu, Gündeşlioğlu, Beyoğlu, Deliboran’ı, 19.yy şairlerinden de Bayburtlu Zihni, Dertli, Seyranî, Zileli Talibî, Ruhsatî, Şem’î ve Yeşilabdal’ı etkilemiştir.

Daha sonra da gerek Meşrutiyet, gerek Cumhuriyet dönemlerinde, halk edebiyatı geleneğinden yararlanan şairlerden R.T. Bölükbaşı, F.N. Çamlıbel, K.B. Çağlar, A.K. Tecer ve C. Külebi, Karacaoğlan’dan esinlenmişlerdir. Şiirleri 1920′den beri araştırılan, derlenip yayımlanan Karacaoğlan’ın bugüne değin, yazılı kaynaklara beş yüzün üzerinde şiiri geçmiştir.

Vara vara vardım ol kara taşa
Hasret ettin beni kavim kardaşa
Sebep ne gözden akan kanlı yaşa
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm
Nice sultanları tahttan indirdi
Nicesinin gül benzini soldurdu
Nicelerin gelmez yola gönderdi
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm
Karac’oğlan der ki kondum göçülmez
Acıdır ecel şerbeti içilmez
Üç derdim var birbirinden seçilmez
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm (Karacaoğlan)
Üryan geldim gene üryan giderim
Ölmemeye elde fermanım mı var
Azrail gelmiş de can talep eyler
Benim can vermeye dermanım mı var
Dirilirler dirilirler gelirler
Huzur-ı mahşerde divan dururlar
Harami var diye korku verirler
Benim ipek yüklü kervanım mı var
Er isen erliğin meydana getir
Kadir Mevlâ’m noksanımı sen yetir
Bana derler gam yükünü sen götür
Benim yük götürür dermanım mı var
Karac’oğlan der ki ismim öğerler
Ağı oldu yediğimiz şekerler
Güzel sever diye isnad ederler
Benim Hakk’dan özge sevdiğim mi var (Karacaoğlan)

30 Nis
admin 0 Yorum

Aydan Şener

Kategori: Biyografi

1 Mart  1963 ‘de Kilis’te dünyaya geldim. Bir yaşındayken Bursa’ya yerleştik. Orta ve lise öğrenimimi Bursa’da tamamladım. 1981 yılında Türkiye Güzeli seçildim. Çok kısa bir süre mankenlik yaptım. Oyunculuğa başlamam 1983 de küçük ağa dizisiyle gerçekleşti. 1983 yılında evlendim.

. Daha sonra  ” Çalıkuşu “  , ” Yeniden Doğmak ” ” Samanyolu ” ,” Fatih Harbiye ” dizilerini çektim

. “Çalıkuşu” dizisindeki Feride rolünü yönetmen Osman Seden teklif etti. Fiziksel olarak da bu role çok uygun olduğumu düşünüyordu Osman bey. Ben de çok büyük bir eser olduğu için hiç düşünmeden kabul ettim. 21 yaşındaydım. Beni çok etkiledi bu karakter. Çünkü Feride ayakları yere basan ama aynı zamanda da idealist bir köy öğretmeniydi. Çok duyarlı, duygulu; aynı zamanda çok onurlu ve gururlu bir kadındı.

Bu yönleriyle beni çok etkilemişti. Çok severek oynadım. Ve çok iyi yorumladığımı düşünüyorum açıkçası.

. TRT ‘ ye ; 90′ lı yıllarda özel T.V lerle dizi ve film çalışmaları yaptım. ” İki Kız kardeş “  ” Gül ve Diken ” ,” Zühre ” , ” Gölge  Çiçeği ” ,” Tutku ” ,” Hicran ” ; ” Ay ışığında saklıdır ” , ” Kumru ” , ” Bir  Aşkın Bittiği Yer ” , ” Yüzleşme “  ” Hüznün Yüzü ” , ” Ah  Nalan  Ah ” Nefes  Alamıyorum “  T.V filmleri  …

. 1988  yılında dünyaya getirdiğim kızım Ecem hayatımın  en önemli  varlığı .

. 1991 yılında  eşimden ayrıldım.

. En son T.R.T için  ” Mühürlü Güller ” dizisini çektim.

. Balık burcunun bütün özelliklerini taşıyorum. Merhametli, Duygusal, Kararsız çok iniş çıkışlı ruh yapısına sahip bir insanım.

. İlk kazandığım para  ilk para 1981 yılında ‘‘Küçük Ağa’’ ile başladım oyunculuk hayatıma. Ya beş yüz lira ya da beş yüz bin lira kazanmıştım. Gün geçtiçe sıfırlar artıyor. O yüzden net hatırlayamıyorum aldığım maaşı. Sanırım beş yüz bin liraydı. O zaman için iyi bir para kazanmıştım ve ufak tefek yatırımlar yaptım. Tabii aileme hediyeler almayı ihmal etmedim.

. Eğer oyuncu olmasaydım ; Gazeteci olmak isterdim. Lise çağlarından beri bir tutkuydu benim için. Ama gazeteci olamasam da gazetecilerle içli dışlı olduk sonunda! Sürekli yeni insanlarla tanışma imkanı bana çok cazip geliyor. İletişim kurmak, gözlemek ve yansıtmak çok zevkli.

. İnsanları çok seviyorum ama insanlar kadar hayvanları da çok seviyorum. Öyle masum ve bize o kadar muhtaçlar ki… Bir tek onlara kötü muamele edebilen
insanları hiç sevmiyorum.  Evimde beslediğim iki tane köpeğim var .

. Şimdiki aklım olsa, şöhretli bir kadın olarak yaşamayı tercih etmezdim. 18 yaşından bu yana bu şekilde yaşıyorum. Çok güzel tarafları da  var. Hem sayılmak hem sevilmek çok güzel bir şey. Şimdikiler bir iki sene popüler oluyorlar, kendilerini dünyanın merkezi sanıyorlar. Ama üç beş sene sonra yoklar. Saygın şöhreti koruyabilmek  için kendinizden bir şeyler veriyorsunuz.

İdealim ileriki  yıllarda  küçük de olsa bir çiftlik sahibi olup sokaklardaki kedi ve köpekleri oraya toplamak ve iyi bakılmalarını sağlamak

30 Nis
admin 0 Yorum

Melih Gökçek

Kategori: Biyografi

Melih Gökçek 20 Ekim 1948 yılında Ankara Keçiören’de doğdu. Çocukluğu babasının mesleği dolayısıyla Gaziantep’te geçti. İlk, orta ve lise tahsilini Gaziantep’te yapan gökçek Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde öğrencilik hayatına başlayınca 1967 yılından itibaren tekrar Ankara’ya yerleşti. Bilahare Gazi Üniversitesi Gazetecilik Yüksek Okulunu bitiren Gökçek Gazeteciliğe başladı. Parlamento muhabirliği yapan Gökçek, askerlik görevine başlamadan önce Çalışma Bakanlığında Özel Kalem Müdürmuavinliği yaptı.

Yedek subaylığını Kıbrıs Güzelyurt’ta yapan Gökçek, askerlik dönüşü ticaret hayatına atıldı.

1984 yılında Anavatan Partisi’nden Keçiören Belediye Başkanlığına aday oldu ve seçildi. 1989 yılından itibaren Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğüne getirilen Gökçek , bu görevini 1991 yılı başlarına kadar sürdürdü.

1991 yılında Refah Partisine geçen Gökçek aynı yıl içinde Keçiören bölgesinden Ankara Milletvekili olarak Parlamentoya girdi. 1994 yılında ise Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday oldu.

Başkanlığa seçilen Gökçek 1999 yılında ikinci kez aynı göreve seçildi ve Ankara tarihinde ilk kez iki dönem üstüste büyükşehir belediye başkanlığına seçilen kişi oldu.

SİYASİ HAYATI

Melih Gökçek siyasi yaşamına 1984’de Anavatan Partisi’nden Keçiören Belediye Başkan adayı olarak başladı.

23 Mart 1984′de Keçiören Belediye Başkanlığı’nı kazandı.

1989’da ikinci defa Keçiören Belediye Başkanlığı görevine aday oldu. Fakat bu dönemde seçimleri kazanamadı.

Seçimleri kaybeden Gökçek bürokrasiye döndü ve Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü görevine başladı. 1991 yılında bu görevinden ayrılmak zorunda kaldı.

1991 yılı hem siyasi hem bürokratik hayatında dönüm noktası yaşadı Gökçek. Parti için dengeler ve siyasi konjonktür Gökçek’in ANAP’tan istifa ederek Refah Partisi’ne katılmasına neden oldu. Gökçek, 1991 Genel Seçimleri öncesi Refah Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisi ittifakın 62 milletvekili çıkardığı 20 Ekim 1991 seçimlerinde Gökçek Keçiören Bölgesi’nden Refah Partisi Ankara Milletvekili olarak parlamentoya girdi.

2 yıl üç ay milletvekilliği yapan Gökçek, 1994 yılında milletvekilliği devam ederken Refah Partisi’nden Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday oldu. Seçimleri 6500 oy farkla Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kazandı.

Refah Partisi’nin kapatılması üzerine Fazilet Partisi’ne geçen Gökçek, 1999 yılı Belediye Seçimleri’nde ikinci kez Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday oldu. Bu kez yapılan seçimlerde 30 000 oy farkıyla Ankara tarihinde ilk kez iki kez üst üste seçilen Belediye Başkanı olma başarısını elde etti. Bu dönemde de Fazilet Partisi’nin kapanması üzerine bağımsız kaldı.

30 Nis
admin 0 Yorum

William Shakespeare

Kategori: Biyografi

En büyük oyun yazarlarından biri olarak değerlendirilen İngiliz şair William Shakespeare, yarattığı karakterlerde insan doğasının en değişmez özelliklerini benzersiz bir şiir diliyle yansıtması dolayısıyla, yaşadığı yüzyıldan bu yana her çağda ve her ülkede en sık sahnelenen oyunlar yazarıdır. 1564 yılında Warwickshireda Stratford-upon-Avon’da doğan Shakespeare’in bunca ününe karşın, hayatına ilişkin kesin belge ve bilgiler çok azdır.

Babası ticaretle uğraşan bir işadamıydı. Rönesans şairlerinden olan Shakespeare; büyük bir olasılıkla Stratford’daki ortaokulda öğrenim gördü. 18 yaşındayken, kendisinden yaklaşık sekiz yaş büyük olan Anne Hathaway ile evlendi ve bu evlilikten önce bir kızı, sonra biri oğlan öbürü kız ikizler dünyaya geldi. Bu sıralarda Stratford’u terk eden Shakespeare’in, bundan sonra 1592′ye kadar ki yaşamına ilişkin bilgi yoktur. Bu tarihte bir oyun yazarının yazdığı bir kitapçıkta Shakespeare� değinilmesi, hatta onun başkalarının oyunlarını çalmakla suçlaması dolayısıyla, Shakespeare’in bu sırada bir tiyatro topluluğunda yazar ve oyuncu olarak çalıştığı bilinmektedir. Yılda ortalama iki oyun yazan Shakespeare, kendi oyunlarında da küçük roller alıyordu. 1594� gelindiğinde, Chamberlain Topluluğu’nun önde gelen bir oyuncusuydu. Aynı yıl oyunları yayımlanmaya başladı. Döneminin bütün özelliklerini taşıdığı oyunlarının başarısı üzerine kazancı gittikçe artan Shakespeare’in, Kraliçe I. Elizabeth döneminin sonlarında varlıklı bir yaşam sürdüğü, kendi oyuncu topluluğu için 1599′da Londra’da yaptırılan Globe Tiyatrosu�un hisselerinin bir bölümünü satın aldığı bilinmektedir.

Londra’da birkaç yıl daha kalan Shakespeare, daha sonra Stratford’a dönerek burada yaşamaya başladı ve büyük bir olasılıkla son oyunlarını da burada yazdı. Shakespeare’in, bir bölümü soylu bir genci öven, bir bölümü de bir kadına duyduğu sevgiyi dile getiren Soneler’i son derece duyarlı ve zengin bir dille kaleme alınmış şiirlerdir.

Shakespeare her biri birbirinden değişik komedi ve trajediler kaleme aldı. �ir Yaz Gecesi Rüyası�adlı komedisinde, bazı kendi halinde kişilerin dükü eğlendirmek için bir oyun sahnelemeye kalktıktan sonra iki lafı bir araya getirememeleri Shakespeare’in benzersiz güldürü yeteneğini ortaya koyar. Trajedilerinde ise izleyicilerin tüylerini diken diken eden bir gerilim yaratabilmiştir. Birçok başka yazar ince esprili komediler, romantik oyunlar, ürkütücü cinayet ve öç alma trajedileri, büyük öyküleri yazmakta ustaydı. Ama hiçbiri bunların tümünde birden Shakespeare kadar başarılı olamadı.

Bu olağanüstü çeşitliliğin yanı sıra, izleyicilerin ve okuyucuların Shakespeare’in oyunlarında en çok hayranlık duydukları şeylerden biri, onun yapıtlarındaki karakterlerin “kitap karakterleri” gibi gözükmemesiydi. Tersine, bu karakterler bir oyunda değil de yaşamda karşılaşıldığında görünür görmez tanınacak kadar gerçek kişilerdir. Aslında Shakespeare’in kahramanlarından bazıları, o kahramanın yer aldığı oyunu görmeyen kişilerce bile bilinir. İriyarı, hoşsohbet, cana yakın bir adam olan, eğlenceyi ve şarabı seven Sir John Falstaff bunlardan biridir. Yazarın Henry IV adlı oyununun birinci ve ikinci bölümlerinde geçen Prens Halin arkadaşlarıdır. Shakespeare Henry V’te Falstaff’ın nasıl öldüğünü anlatan bir sahneye yer vermiş, ama Kraliçe I. Elizabeth’in bu karakteri başka bir oyunda gene görmek istemesi üzerine de Windsor’un �en Kadınları�adlı komedisinde Falstaff yeniden ortaya çıkmıştır.

Shakespeare’in karakterleri arasında özellikle ünlü olanlardan biri de, tıpkı gerçek yaşamda olduğu gibi, hiçbir zaman tam olarak anlaşılamayan, her çağda yoruma açık bir kişiliği olan Danimarka Prensi Hamlet’tir. Acı çekmek ya da kendini öldürerek bu acıyı dindirmek arasında bocalayan Hamlet’in ikilemini, Shakespeare ünlü “Olmak ya da olmamak! İşte bütün sorun bu!” dizesiyle dile getirmiştir. Shakespeare’in �amlet� �acbeth�ve �ral Lear�gibi trajedilerinde kahramanların asıl sorunu kendi kusurları ya da zayıflıklarıdır. Bunlar çoğunlukla acımasızlık, hırs, kıskançlık, bencillik gibi hoş olmayan özelliklerdir. Öte yandan Shakespeare gene de öyle canlı karakterler yaratır, onların iç dünyasını ve acılarını öylesine sevecenlikle sergiler ki, izleyiciler onlara yakınlık duyar, başlarına gelenlere üzülür. Shakespeare’in böyle canlı karakterler yaratması, oyunun öyküsü gerçek dışı bile olsa, kişilerin inandırıcı olduğu anlamına gelir. Karakterlerin şiir diliyle konuşmaları bile onların inandırıcılığını zedelemez.

William Shakespeare, 23 Nisan 1616′da Startfort’ta, Ben Jonson ile birlikte katıldığı bir şölenin ardından hayat gözlerini kapamıştır. Eserlerinin bir çoğu Türkçe�e çevrilerek, ülkemizde de sergilenmiş, bazıları da sinema filmi olarak çekilmiştir.

Komediler

�ir Yaz Gecesi Rüyası�bir büyü ve yanlışlıklar komedisidir. Atina yakınlarındaki bir koruda yollarını şaşıran dört sevgili, Periler Kralı Oberon ile kavgacı hizmetkârı Puck’ın büyüsüne kapılırlar. Kentten bir grup işçi de, gözden uzak bir yerde oyunlarını prova etmek için koruya gelir. Onlar da perilere katılırlar ve ortaya bir sürü karışıklık ve komik durum çıkar. Sonunda her şey düzelirse de, en komik sahne işçilerin Dük Theseus’un düğün şöleninde oyunlarını oynadıkları sahnedir.

�n İkinci Gece�de bir yanlışlıklar komedisidir. Kadın kahraman Viola’nın gemisi yabancı bir ülkenin açıklarında batar. Erkek kılığına giren ve “Cesario” adını alan Viola, ülkenin yöneticisi Dük Orsinonun hizmetine girer. Erkek kılığındayken Dük’e aşık olur. Orsino’nun aşık olduğu zengin Kontes Olivia da “Cesario”ya tutulunca durum karışır. Gene en komik sahneler, neşeli Sir Tobby Belch ve arkadaşlarının Olivia’nın kendini beğenmiş ve süslü uşağı Malvolio’yu kandırmak için oyun oynadıkları sahnedir.

�enedik Taciri�de bir komedi olmakla birlikte ciddi bölümler de içerir. Oyundaki kötü adam Yahudi tefeci Shylock’tur. Borç aldığı parayı ödeyemeyen tüccar Antonio’dan, kendi vücudundan kesilecek yarım kilogram et ister. Shylock’un açgözlülükle bıçağını bilediği gerilimli bir duruşmadan sonra Antonio kendisini savunan genç bir avukatın zekâsı sayesinde kurtulur.

Trajediler

Shakespeare’in tüm oyunları arasında en çok sahnelenen Romeo ile Juliet’ tir. İtalya’nın Verona kentinde yaşayan birbirlerine düşman ailelerin çocukları olan Romeo ile Juliet’in, aileleri arasındaki nefret yüzünden son bulan aşkları anlatılır.

 
Sitemiz hakkında
Günlük olarak güncellemekte olan sitemizi takip edip çok farklı konularda çok farklı bilgiler edinebilir ve kültürel seviyenizi farklı biçimlerde artırabilirsiniz. Sitemizde firmanızın ya da sitenizin tanıtımı yer alsın istiyorsanız bizimle iletişime geçmeniz yeterli olacaktır. Bir konumuzun altından yorum yapabilirsiniz.
Önemli Sayfalar
AmaçSEO Teması

© 2011 krofesyonel.com – sağlık,sinema,müzik -

Sitede yer alan tüm içerik krofesyonel.com – sağlık,sinema,müzik'na aittir.

Tasarım: AmacDizayn | Site Haritası