<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>krofesyonel.com - sağlık,sinema,müzik &#187; Biyografi</title>
	<atom:link href="http://www.krofesyonel.com/k/biyografi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.krofesyonel.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 30 Jan 2012 13:02:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>mithat zeydan</title>
		<link>http://www.krofesyonel.com/mithat-zeydan/</link>
		<comments>http://www.krofesyonel.com/mithat-zeydan/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Nov 2010 16:20:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.krofesyonel.com/?p=2135</guid>
		<description><![CDATA[Mithat Zeydan hakkında iletişim bilgileri içermektedir]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mithat Zeydan hakkında iletişim bilgileri içermektedir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.krofesyonel.com/mithat-zeydan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aristotales</title>
		<link>http://www.krofesyonel.com/aristotales/</link>
		<comments>http://www.krofesyonel.com/aristotales/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 May 2010 19:34:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[aristotales biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[aristotales hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[aristotales resimleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.krofesyonel.com/?p=1502</guid>
		<description><![CDATA[Aristoteles, Ege Denizi&#8217;nin kuzeyinde bulunan Stageria&#8217;da doğmuştur (M.Ö. 384-322). O dönemde, Stageria&#8217;da İyon kültürü egemendir ve Makedonyalıların buraları istila etmeleri bile bu durumu değiştirmemiştir. Bu nedenle Aristoteles&#8217;e bir İyonya filozofu denilebilir. Annesi hakkında adından başka hiçbir şey bilinmemektedir; babası Nicomaihos, hekimdir ve Makedonya Krallarından Amyntus&#8217;un (M.Ö.393-370) hekimliğine getirildiğinde, ailesi ile birlikte Stageria&#8217;dan Makedonya&#8217;nın başkentine taşınmıştır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.kimkimdir.gen.tr/foto/281.jpg" alt="" width="149" height="200" />Aristoteles, Ege Denizi&#8217;nin kuzeyinde  bulunan Stageria&#8217;da doğmuştur (M.Ö. 384-322). O dönemde, Stageria&#8217;da  İyon kültürü egemendir ve Makedonyalıların buraları istila etmeleri bile  bu durumu değiştirmemiştir. Bu nedenle Aristoteles&#8217;e bir <strong>İyonya  filozofu</strong> denilebilir.</p>
<p>Annesi hakkında adından başka hiçbir  şey bilinmemektedir; babası Nicomaihos, hekimdir ve Makedonya  Krallarından Amyntus&#8217;un (M.Ö.393-370) hekimliğine getirildiğinde, ailesi  ile birlikte Stageria&#8217;dan Makedonya&#8217;nın başkentine taşınmıştır.  Aristoteles burada öğrenim görmüş ve <strong>savaş yaşamına ilişkin ayrıntılı  bilgiler ve deneyimler</strong> edinmiştir; bir taraftan  İyon ve diğer  taraftan Makedonya etkileriyle biçimlenmiş ve gençliğinde, ilgisini daha  çok tıp üzerinde yoğunlaştırmıştır. 17 yaşına geldiğinde öğrenimini  tamamlaması için Atina&#8217;ya gönderilen Aristoteles, hayatının 20 yılını  (M.Ö. 367-347) burada geçirmiştir. Atina&#8217;ya gelir gelmez, Platon&#8217;un  öğrencisi olarak Akademi&#8217;ye girmiş ve hocasının ölümüne kadar burada  kalmıştır. Platon, <strong>sürekli olarak çekiştiği bu değerli öğrencisinin  zekasına ve enerjisine hayran kalmış ve ona Yunanca&#8217;da akıl anlamına  gelen Nous</strong> adını vermiştir. Atina&#8217;da kaldığı süre içerisinde  Aristoteles, başka hocaları da izlemiş ve mesela Agora&#8217;da politik  dersler almıştır.</p>
<p>Bir sarraf olarak iş hayatına atılmış  ve daha sonra çok varlıklı olmuş Hermenias, kısa bir süre içinde çok  geniş toprakları mülk edinmiş ve Aterneus&#8217;un yöneticiliğine gelmişti.  Akademi&#8217;nin öğrencisi ve hocası Platon&#8217;un hayranıydı. Onun devlet  yönetimine ilişkin önerilerini çok olumlu karşılıyor ve Platon&#8217;un  önderliğinde daha iyi bir yönetim oluşturmak istiyordu. Bu amaçla  Assos&#8217;ta Akademi&#8217;nin kolu olan bir okul kurmuştu. Platon&#8217;un ölümünden  sonra, Aristoteles bu okulda görev aldı ve üç yıl boyunca burada  çalıştı. Bir ara Hermenias&#8217;ın yeğeni Pythias ile evlendi.</p>
<p>Aristoteles, Assos&#8217;ta kaldığı süre  içerisinde, zaman zaman dostu Teofrastos&#8217;un memleketi olan Mytilen&#8217;e  gitmiştir. Bu seyahatlar, Aristoteles&#8217;in gözlemler yapması ve kendisini  yetiştirmesi açısından çok yararlı olmuştur.</p>
<p>Bu sıralarda II. Philip, oğlu İskender  için iyi bir öğretmen aramaktaydı ve Assos&#8217;taki okulun yöneticisi olan  Aristoteles, yavaş yavaş dikkatini çekmeye başlamıştı. Görev,  Aristoteles&#8217;e önerildi ve o da bu öneriyi seve seve kabul ederek, II.  Filip&#8217;in oturmakta olduğu Pella&#8217;ya gitti. Aristoteles&#8217;in öğretmenliği,  343 yılından 340 yılına kadar sürdü. İskender, 336&#8242;da babası ölünce,  onun yerine geçti ve eski öğretmeni Aristoteles&#8217;i danışman olarak atadı.  Daha sonra İskender Yunanistan&#8217;daki ve Balkanlar&#8217;daki ayaklanmaları  bastırmak üzere harekete geçince, Aristoteles, onu bırakarak, büyük  idealini gerçekleştirmek amacıyla, yani yeni bir okul kurmak amacıyla  Atina&#8217;ya döndü.</p>
<p>İskender&#8217;in M.Ö. 323 yılında ölmesi,  Aristoteles&#8217;i çok güç bir durumda bırakmıştı; çünkü Lise&#8217;nin kurulması  sırasında İskender&#8217;in yapmış olduğu yardımlar ve Hermenias için yazmış  olduğu zafer türküsü, Atina&#8217;daki düşmanları tarafından hatırlanmıştı.  Aristoteles, <strong>dinsizlikle</strong> suçlandı ve Atinalıların, Sokrates&#8217;i  ölüme mahkum etmekle işlemiş oldukları suçu yinelememeleri için  Chalcis&#8217;e kaçtı ve orada yakalanmış olduğu bir hastalık sonucunda M.Ö.  322 yılında öldü.</p>
<p>Aristoteles&#8217;in hiçbir resmi  kalmamıştır. Diogenes&#8217;e göre, ince bacaklı ve küçük gözlüymüş.  Viyana&#8217;daki Sanat Tarihi Müzesi&#8217;nde sergilenmekte olan mermer başın  Aristoteles&#8217;e ait olduğu iddia edilmekteyse de, bunu kanıtlayacak  herhangi bir ipucu yoktur.</p>
<p>Aristoteles, İskender&#8217;i bırakarak  Atina&#8217;ya döndüğünde, oradaki dostlarıyla buluşmuştu; ama aradan 20 yıl  geçmiş olduğu için, artık eski okuluna dönemezdi. Başka bir okul kurmaya  karar verdi ve bu maksatla kentin batısında bulunan ve Apollon  Lyceios&#8217;un (Kurt Tanrı) anısına ayrılmış olan ormanlık alanı seçti. İşte  bugün de kullanmakta olduğumuz <strong>Lise adı, bu Lyceios</strong>&#8216;tan  gelmektedir.</p>
<p>Lise&#8217;de eğitim ve öğretimin nasıl  yapıldığına ilişkin kesin bir bilgiye sahip değiliz; ancak bazı  kaynakların bildirdiğine göre, <strong>sabahları yeni başlayanlara, akşamları  ise geniş halk kitlelerine</strong> dersler verilmekteymiş.</p>
<p>Akademi ve Lise, aslında felsefe  öğretimi veren okullardı. Ancak <strong>Akademi, daha çok metafiziğe ve bu  arada ahlak ve siyaset gibi konulara</strong> yönelmişti. Lise&#8217;de ise <strong>araştırmalar,  Aristoteles&#8217;in daha çok mantık ve bilimlerle ilgilenmesi nedeniyle, bu  alanlarda yoğunlaşmıştı</strong>.</p>
<p>Aristoteles 13 yıl boyunca Lise&#8217;nin  yöneticiliğini yaptı ve ölümünden sonra yerine arkadaşı Teofrastos  geçti. Teofrastos, 37 yıl bu okulun yöneticiliğini üstlendi ve yapmış  olduğu yeni düzenlemelerle Lise&#8217;yi kurumsallaştırmayı başardı; ancak  Lise, Akademi kadar uzun ömürlü olamadı.</p>
<p>Aristoteles&#8217;in matematik bilgisi  araştırmalarına yeterli olacak düzeydeydi; <strong>bilimleri matematik, fizik  ve metafizik olarak üç bölüme ayırırken</strong>, Platon gibi, <strong>matematiğe  &#8211; yani aritmetik, geometri, astronomi ve müzik bilimlerine</strong> &#8211; bir  öncelik tanımıştı; ancak uygulamalı matematikle ilgilenmiyordu. <strong>&#8220;Eşit  şeylerden eşit şeyler çıkarılırsa, kalanlar eşittir.&#8221;</strong> veya <strong>&#8220;Bir  şey aynı anda hem var hem de yok olamaz (üçüncü durumun olanaksızlığı  ilkesi)&#8221;</strong> gibi aksiyomların bütün bilimler için ortak olduğunu,  postülaların ise sadece belirli bir bilimin kuruluşunda görev yaptığını  söyleyerek, aksiyom ile postüla arasındaki farklılığa işaret etmişti.  Aristoteles&#8217;in, süreklilik ve sonsuzluk hakkında yapmış olduğu temkinli  tartışmalar, matematik tarihi açısından oldukça önemlidir. <strong>Sonsuzluğun  gerçek olarak değil, gizil olarak varolduğunu</strong> kabul etmiştir. Bu  temel sorunlar üzerindeki görüşleri, daha sonra Archimedes ve Apollonios tarafından yeniden işlenip değerlendirilecektir.</p>
<p>Aristoteles, astronomiye ilişkin  görüşlerini Fizik ve Metafizik adlı eserlerinde açıklamıştır; bunun  nedeni, <strong>astronomi ile fiziği birbirinden ayırmanın olanaksız olduğunu</strong> düşünmesidir. Aristoteles&#8217;e göre, <strong>küre en mükemmel biçim olduğu  için, evren küreseldir ve bir kürenin merkezi olduğu için evren  sonludur. Yer evrenin merkezinde bulunur ve bu yüzden, evrenin merkezi  aynı zamanda Yer&#8217;in de merkezidir. Bir tek evren vardır ve bu evren her  yeri doldurur; bu nedenle evren-ötesi veya evren-dışı yoktur. Ay, Güneş  ve gezegenlerin devinimlerini anlamlandırmak için Eudoxos&#8217;un ortak  merkezli küreler sistemini kabul etmiştir</strong>.</p>
<p>Acaba Aristoteles bu kürelerin  gerçekten varolduğuna inanıyor muydu? Elimizde buna ilişkin kesin bir  kanıt bulunmamakla birlikte, geometrik yaklaşımı mekanik yaklaşıma  dönüştürmüş olması, inandığı yönündeki görüşü güçlendirmektedir. De  Caelo&#8217;da (Gökler Üzerine) yapmış olduğu en son belirlemelere göre, en  dışta bulunan Yıldızlar Küresi, yani evreni harekete getiren ilk hareket  ettirici, aynı zamanda en yüksek tanrıdır. Metafizik&#8217;te ise, Yıldızlar  Küresi&#8217;nin ötesinde, sevenin sevileni etkilediği gibi gökyüzü  hareketlerini etkileyen, hareketsiz bir hareket ettiricinin bulunduğunu  söylemiştir. Öyleyse Aristoteles, yalnızca gökcisimlerinin tanrısal bir  doğaya sahip olduğuna inanmakla kalmamakta, onların canlı varlıklar  olduğunu da kabul etmektedir. Bu evrenbilimsel kuram, Fârâbî ve İbn  Sinâ gibi Ortaçağ İslâm Dünyası&#8217;nın önde gelen  filozofları tarafından da benimsenecek ve Kuran-ı Kerim&#8217;de tasvir edilen  Tanrı ve Evren anlayışıyla uzlaştırılmaya çalışılacaktır.</p>
<p>Aristoteles&#8217;e göre, Evren, <strong>Ayüstü  ve Ayaltı Evren</strong> olmak üzere ikiye ayrılır; Yer&#8217;den Ay&#8217;a kadar olan  kısım, Ayaltı Evren&#8217;i, Ay&#8217;dan Yıldızlar Küresi&#8217;ne kadar olan kısım ise  Ayüstü Evren&#8217;i oluşturur. Bu iki evren yapı bakımından çok farklıdır.  Ayüstü Evren ve burada yer alan gökcisimleri, eterden oluşmuştur;  eterin, mükemmel doğası, Ayüstü Evren&#8217;e ezelî ve ebedî bir mükemmellik  sağlar. Buna karşılık, Ayaltı Evren, her türlü değişimin, oluş ve  bozuluşun yer aldığı bir evrendir. Burası, ağılıklarına göre, Yer&#8217;in  merkezinden yukarıya doğru sıralanan dört temel öğeden, yani toprak, su,  hava ve ateşten oluşmuştur; toprak, diğer üç öğeye nispetle daha ağır  olduğu için, en altta, ateş ise daha hafif olduğu için, en üstte  bulunur. Aristoteles&#8217;e göre, bu öğeler, kuru ve yaş ile sıcak ve soğuk  gibi birbirlerine karşıt dört niteliğin bireşiminden oluşmuştur.</p>
<p><strong>Varlık biçimlerinin mükemmel  olmaları veya olmamaları da Yer&#8217;in merkezine olan uzaklıklarına göre  değişir</strong>. Bir varlık Yer&#8217;e ne kadar uzaksa, o kadar mükemmeldir.  Bundan ötürü, merkezde bulunan Yer mükemmel olmadığı halde, merkeze en  uzakta bulunan Yıldızlar Küresi mükemmeldir. Bu mükemmel küre, aynı  zamanda Tanrı, yani ilk hareket ettiricidir.</p>
<p>Aristo&#8217;nun bu ve diğer görüşleri orta  çağ boyunca bir çok filozozu etkilemiş, ve daha sonraki dönemleri de  şekillendirmiştir. belki de felsefenin temel ilkeleri Arsito mantığı  üzerine kurgulanmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.krofesyonel.com/aristotales/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Napolyon Buanoparte</title>
		<link>http://www.krofesyonel.com/napolyon-buanoparte/</link>
		<comments>http://www.krofesyonel.com/napolyon-buanoparte/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 May 2010 19:14:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[napolyon buanoparte biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[napolyon buanoparte hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[napolyon buanoparte resimleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.krofesyonel.com/?p=1499</guid>
		<description><![CDATA[Napolyon Buanoparte, 1769 yılında Korsika&#8217;nın Ajaccio Şehri&#8217;nde doğdu. Carlo Buanoparte ile Marie Letizia Ramolino&#8217;nun ikinci oğullarıdır. Öğrenimini Brienne&#8217;de bir okulda yaptı; sonra Paris&#8217;teki Askeri Akademi&#8217;ye yazıldı. 1785&#8242;te Valence&#8217;daki topçu alayına katıldı. 1794&#8242;te İtalya&#8217;daki topçu birliklerinin komutanlığına getirildi. Paris&#8217;teyken Jakoben çevrelerle ilişki kurmuş olduğu anlaşıldığından, La Vendee&#8217;ye gönderilmek istendi; bunu kabul etmeyince, görevinden alındı. Paris&#8217;e döndükten [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.kimkimdir.gen.tr/foto/388.jpg" alt="" width="150" height="200" />Napolyon Buanoparte, 1769 yılında Korsika&#8217;nın Ajaccio Şehri&#8217;nde doğdu.  Carlo Buanoparte ile Marie Letizia Ramolino&#8217;nun ikinci oğullarıdır.  Öğrenimini Brienne&#8217;de bir okulda yaptı; sonra Paris&#8217;teki Askeri  Akademi&#8217;ye yazıldı. 1785&#8242;te Valence&#8217;daki topçu alayına katıldı. 1794&#8242;te  İtalya&#8217;daki topçu birliklerinin komutanlığına getirildi. Paris&#8217;teyken  Jakoben çevrelerle ilişki kurmuş olduğu anlaşıldığından, La Vendee&#8217;ye  gönderilmek istendi; bunu kabul etmeyince, görevinden alındı. Paris&#8217;e  döndükten sonra, Konvansiyon&#8217;a karşı hareketi bastırmak için, Paul  François Barras ile Lazare Carnot&#8217;un kuvvetlerine katıldı. Olaylar kısa  zamanda gelişerek yeni bir anayasanın ve Direktuvarlık&#8217;ın doğmasına yol  açtı.</p>
<p>Napolyon, 1795 Ekim&#8217;inde Fransa&#8217;daki ordunun başına  getirildi. 1796 Şubatında da İtalya&#8217;daki ordunun başkomutanı oldu. Bu  arada General de Beauharnais&#8217;in dul karısı Josephine ile evlendi. 1796  Nisan&#8217;ında ilk İtalya seferini yaptı. Bu sefer, Napolyon&#8217;un ününü yaydı.  Stratejik ustalığın bir şaheseri sayılan İtalya Seferi, büyük başarı  ile sonuçlandı. İmzalanan Campo Formio Antlaşması ile Venedik  Cumhuriyeti İtalya&#8217;ya bırakılıyor, karşılığında da Belçika ve İyon  adaları alınıyordu. Bu önemli siyasi olayla Devrim Cumhuriyeti,  Avrupa&#8217;nın en tutucu devleti olan Avusturya&#8217;ya gücünü göstermiş;  Napolyon da İtalya&#8217;daki Fransız yönetimini kabul ettirmiş oluyordu.</p>
<p>Napolyon,  Paris&#8217;e döndükten sonra, Direktuvarlık tarafından İngiltere&#8217;yi ele  geçirmekle görevlendirildi. Direk İngiltere&#8217;ye saldıracağına, İngiliz  etki alanının en can alacı noktasına saldırmayı uygun bulan Napolyon,  Mısır seferine çıktı. Akdeniz&#8217;deki İngiliz Donanması&#8217;nı yenilgiye  uğrattı, Malta&#8217;yı aldı. 1798 Temmuz&#8217;unda da İskenderiye&#8217;ye girdi.  Piramitler Savaşı&#8217;nda Memlükleri yendi. Ancak Horatio Nelson  yönetimindeki İngiliz Donanması, Fransız Donanması&#8217;na saldırarak  gemilerini batırdı. Nelson&#8217;un başarısı üzerine İngiltere, Osmanlı  Devleti, Avusturya ve Rusya, Fransa&#8217;ya karşı birleştiler. Birleşik Ordu,  Rus Generali Alexander Suvorov&#8217;un komutasında, Napolyon&#8217;un ele  geçirdiği toprakları geri aldı.</p>
<p>Napolyon, 1799 yılında Suriye&#8217;ye  girdi. Akka&#8217;nın Cezzar Ahmed Paşa tarafından başarıyla savunulması ve  ordusunda belirgin salgın hastalıklar yüzünden Mısır&#8217;a çekildi. Ordusunu  burada bırakarak gemi ile Fransa&#8217;ya döndü. 9 Kasım 1799&#8242;daki hükümet  darbesi, Fransa tarihinde yeni bir dönemin başlamasına sebep oldu.  Birkaç hafta sonra, anayasada değişiklikler yapılarak yönetim üç  konsülün eline bırakıldı. Napolyon &#8220;birinci konsül&#8221; olarak, Fransa&#8217;nın  mutlak hakimi oldu. Bazı reformlar yapmaya çalıştı. Devletin dağıttığı  kredileri belli bir düzene soktu; 1802 yılında Fransa Bankası&#8217;nı kurdu;  idari alanda bazı reformlar gerçekleştirerek valilerin ve belediye  başkanlarının siviller arasından seçilmelerini ve kendilerini seçen tek  merkeze karşı sorumlu olmalarını sağladı; mahkemeleri ve emniyet  örgütünü yeniden düzenledi. Avusturya ve İngiltere Orduları hala  silahlarını bırakmamışlardı.</p>
<p>Napolyon Buanoparte, 1800 yılında  tekrar İtalya&#8217;ya girdi ve Milano&#8217;yu aldı. Böylece Avusturya Ordusu&#8217;nu  ikiye bölmüş oluyordu. Birini kuşatma altında tutarken diğerine  saldırdı. Bu saldırıları başarı ile sonuçlandırdı. Jean Victor  Moreau&#8217;nun Hohenlinden&#8217;deki zaferi üzerine, Avusturya İmparatoru,  İngiltere ile ittifakını bozmak ve 1801 Şubatında Luneville Barış  Antlaşması&#8217;nı imzalamak zorunda kaldı. Napolyon, kısa zamanda Fransa  Halkı&#8217;nın sevgisini kazandı. Yabancı ülkelerdeki Fransızların,  ülkelerine dönüp devletin modernleştirilmesinde kendisine yardımcı  olmalarını sağladı. 1804&#8242;te yaptığı Code Napoleon (Napolyon Kanunları),  halk tarafından da desteklendi.</p>
<p>Napolyon, aynı yıl, Paris&#8217;teki  Notre Dame Katedrali&#8217;nde, Papa Pius VII&#8217;nin eliyle taç giyerek İmparator  oldu. Napolyon, imparatorluğu boyunca sayısız zaferler kazandı. Ancak  Fransa içinde beliren bazı hoşnutsuzluklara, İngiliz Donanması&#8217;nın gücü,  İspanya ve İtalya&#8217;da tahta geçirdiği akrabalarına halk tarafından  duyulan kin ve nefrete, kendine bağladığı devletlerde beliren  milliyetçilik akımları da eklenmişti.</p>
<p>Napolyon, 1812 yılında  Rusya&#8217;ya girdi. Ancak yiyecek sıkıntısı, asker kaçakları ve Rusya&#8217;nın  dondurucu soğuğu gibi sebepler yüzünden, ordunun yönetimi Joachim  Murat&#8217;a bırakarak Paris&#8217;e döndü. Kendisine karşı düzenlenen hükümet  darbesini bastırdıktan sonra yeni bir ordu kurdu. 1813 Ekiminde  Leipzig&#8217;de yenik düştü. Düşman kuvvetleri 1814&#8242;te Paris kapılarına  dayanınca görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Elbe Adası&#8217;na sürgüne  gönderildi. Napolyon&#8217;dan sonra Fransa tahtına XVIII. Louis geçirildi.</p>
<p>Viyana  Kongresi&#8217;ne katılan bakanlar ve delegeler, 7 Mart 1815&#8242;te Napolyon&#8217;un  kaçıp Paris&#8217;e dönmüş olduğunu, halk tarafından büyük sevgi ile  karşılandığını öğrendiler. Hemen bir ordu toplayan Napolyon, Belçika&#8217;ya  saldırdı. Kazandığı önemsiz birkaç zaferden sonra Wellington&#8217;un  komutasındaki İngiliz ve Gebhard Von Blücher komutasındaki Prusya  Kuvvetleri tarafından 18 Haziran 1815&#8242;te Waterloo&#8217;da büyük bir yenilgiye  uğratıldı.</p>
<p>Napolyon, Paris&#8217;e dönünce ikinci kez tahttan  indirildi. Amerika&#8217;ya kaçmak istedi, ancak bunu başaramayınca  İngilizlere teslim oldu. İngilizler, onu Atlantik&#8217;teki St. Helena  Adası&#8217;na götürdüler. Napolyon, son yıllarını bu küçük adada geçirdi ve  anılarını yazdırdı. Napolyon, 5 Mayıs 1821&#8242;de öldü, ancak cenazesi 1840  yılında Paris&#8217;e getirilebildi ve İnvalides&#8217;e gömüldü. Napolyon&#8217;un uşağı  tarafından zehirlendiğini ileri sürenler vardır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.krofesyonel.com/napolyon-buanoparte/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pele</title>
		<link>http://www.krofesyonel.com/pele/</link>
		<comments>http://www.krofesyonel.com/pele/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 May 2010 19:13:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[pele biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[pele hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[pele resimleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.krofesyonel.com/?p=1497</guid>
		<description><![CDATA[Edson Arantes do Nascimento Pele, 1940 yılında dünyaya geldi. Futbola Bauru Atletic takımında başlayan Pele, 1955’te geçtiği Santos Kulübü’nde 1956’da A takımına alındı. İlk Dünya Şampiyonluğu’nun 1958’de tattı. Yedekler arasında İsveç’e götürülen Pele oyuna girdiği zamanlarda başarılı futboluyla dikkatleri üzerine çekti ve Milli Takımın ilk onbirinde yer alarak kupayı kaldıranlar arasına girdi. 1962 Dünya Kupası [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.kimkimdir.gen.tr/foto/771.jpg" alt="" width="136" height="200" />Edson Arantes do Nascimento Pele, 1940  yılında dünyaya geldi. Futbola Bauru Atletic takımında başlayan Pele,  1955’te geçtiği Santos Kulübü’nde 1956’da A takımına alındı.</p>
<p>İlk Dünya Şampiyonluğu’nun 1958’de  tattı. Yedekler arasında İsveç’e götürülen Pele oyuna girdiği zamanlarda  başarılı futboluyla dikkatleri üzerine çekti ve Milli Takımın ilk  onbirinde yer alarak kupayı kaldıranlar arasına girdi. 1962 Dünya Kupası  onun için kötü bir dönemdi. Pele sakat olduğu için bu milli takıma  çağrılmadı.</p>
<p>Futbol’un taçsız kralı olarak  adlandırılan Pele, 1970 dünya kupasında hem olgun bir futbolcu hem de  dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu olduğu gösterdi ve Brezilya bu  dünya kupasından da şampiyonlukla çıkarak 3 kez kupayı evine götürdü.</p>
<p>Her an her şeyi yapabilecek teknikte  bir oyuncu olması, rakiplerin korkulu rüyası haline getirdi onu fakat o  bununla şımarmak yerine kendisini daha da geliştirmeye çalıştı. 1974  yılına kadar oynadığı Santos takımında tam 1284 gol attı. O da tatilini  ABD’de geçirdi ve New York Cosmos takımına transfer oldu. 1977’de de  futbolu bıraktı.</p>
<p>Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük  futbolcusu olarak gösterilen Pele, bütün dünyada futbol için ölçü ve  hedef olarak gösterilmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.krofesyonel.com/pele/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aziz Yıldırım</title>
		<link>http://www.krofesyonel.com/aziz-yildirim/</link>
		<comments>http://www.krofesyonel.com/aziz-yildirim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 May 2010 19:13:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[aziz yıldırım biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[aziz yıldırım hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[aziz yıldırım resimleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.krofesyonel.com/?p=1495</guid>
		<description><![CDATA[1952&#8242;de Diyarbakır&#8217;ın Ergani ilçesinde doğan Yıldırım, orta öğrenimini Düzce&#8217;de yaptı. Daha sonra Ankara Devlet Mühendislik Mimarlık Akademisi&#8217;nden İnşaat Mühendisi olarak mezun oldu. Maktaş Mühendislik firmasının sahibi. 1990-1992 yıllarında Metin Aşık başkanlığındaki yönetimde görev aldı. 1991-1992 sezonunda Futbol Şubesi sorumluluğunu üstlendi. O dönemde Tanju&#8217;nun Galatasaray&#8217;dan Fenerbahçe&#8217;ye transferini gerçekleştirdi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.kimkimdir.gen.tr/foto/2601.jpg" alt="" width="150" height="188" />1952&#8242;de Diyarbakır&#8217;ın Ergani ilçesinde doğan Yıldırım, orta öğrenimini  Düzce&#8217;de yaptı. Daha sonra Ankara Devlet Mühendislik Mimarlık  Akademisi&#8217;nden İnşaat Mühendisi olarak mezun oldu. Maktaş Mühendislik  firmasının sahibi. 1990-1992 yıllarında Metin Aşık başkanlığındaki  yönetimde görev aldı. 1991-1992 sezonunda Futbol Şubesi sorumluluğunu  üstlendi. O dönemde Tanju&#8217;nun Galatasaray&#8217;dan Fenerbahçe&#8217;ye transferini  gerçekleştirdi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.krofesyonel.com/aziz-yildirim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İbrahim Çallı</title>
		<link>http://www.krofesyonel.com/ibrahim-calli/</link>
		<comments>http://www.krofesyonel.com/ibrahim-calli/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 May 2010 19:12:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[ibrahim çallı biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[ibrahim çallı hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[ibrahim çallı resimleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.krofesyonel.com/?p=1493</guid>
		<description><![CDATA[1882&#8242;de İzmir&#8217;de doğdu. İdadi öğrenimini Denizli&#8217;de bitirdikten sonra İstanbul&#8217;a gelen Çallı Adliyede katiplik yapıyordu (1896). Bir gün ressam Şeker Ahmet Paşa&#8217;nın ilgisini çekti. Sanayi-i Nefise Mektebi Müdürü Osman Hamdi ile tanıştırıldı ve okula girdi (1906). Dört yıl süren okul çalışmalarından sonra açılan Avrupa yarışmasını kazanan İbrahim 1910&#8242;da Paris&#8217;e gitti. Güzel sanatlar okuluna yazıldı. Orada 4 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1882&#8242;de İzmir&#8217;de doğdu. İdadi  öğrenimini Denizli&#8217;de bitirdikten sonra İstanbul&#8217;a gelen Çallı Adliyede  katiplik yapıyordu (1896). Bir gün ressam Şeker Ahmet Paşa&#8217;nın ilgisini  çekti. Sanayi-i Nefise Mektebi Müdürü Osman Hamdi ile tanıştırıldı ve  okula girdi (1906). Dört yıl süren okul çalışmalarından sonra açılan  Avrupa yarışmasını kazanan İbrahim 1910&#8242;da Paris&#8217;e gitti. Güzel sanatlar  okuluna yazıldı. Orada 4 yıl Fernand Corman&#8217;un atölyesinde çalıştı.  1914&#8242;de Paris&#8217;te birlikte çalıştıkları Ruhi Arel ve Hikmet Onat&#8217;la  Türkiye&#8217;ye döndü.</p>
<p>Hem Çallıda, hem de öteki  arkadaşlarında göze çarpan başlıca özellik, renk parlaklığı, saydamlığı  ve açık hava ressamlığıdır. Mevleviler dizisi belki de en ilginç  yapıtlarıdır. 1960&#8242;da İstanbul&#8217;da öldü.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.krofesyonel.com/ibrahim-calli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Genç Osman</title>
		<link>http://www.krofesyonel.com/genc-osman/</link>
		<comments>http://www.krofesyonel.com/genc-osman/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 May 2010 19:11:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[genç osman biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[genç osman hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[genç osman resimleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.krofesyonel.com/?p=1491</guid>
		<description><![CDATA[Sultan Genç Osman, 3 Kasım 1604 yılında İstanbul&#8217;da dünyaya geldi. Babası Birinci Ahmed, annesi Mahfiruz Haseki Sultandır. Mahfiruz Haseki Sultan Rum&#8217;dur. Sultan Genç Osman 14 yaşında iken, amcası Sultan Birinci Mustafa&#8217;nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. Annesi onun yetişmesi için çok titiz davrandı. Sultan Genç Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. Arapça, Farşça, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.kimkimdir.gen.tr/foto/435.jpg" alt="" width="150" height="200" />Sultan Genç Osman, 3 Kasım 1604 yılında İstanbul&#8217;da dünyaya geldi.  Babası Birinci Ahmed, annesi Mahfiruz Haseki Sultandır. Mahfiruz Haseki  Sultan Rum&#8217;dur. Sultan Genç Osman 14 yaşında iken, amcası Sultan Birinci  Mustafa&#8217;nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. Annesi  onun yetişmesi için çok titiz davrandı. Sultan Genç Osman iyi bir  terbiye ve tahsil gördü. Arapça, Farşça, Latince, Yunanca ve İtalyanca  gibi doğu ve batı dillerini klasiklerinden tercüme yapabilecek kadar  güzel öğrendi. Çok güzel bir yüzü olan Genç Osman, zeki, enerjik,  atılgan, cesur ve gözü pek bir padişahtı.</p>
<p>Sultan Genç Osman,  Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından,  Şeyhülislam Es&#8217;ad Efendinin ve Pertev Paşa&#8217;nın kızları ile evlendi.  Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği  için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. Kendisine planlarını  uygulayacak bir sadrazam bulamadı.</p>
<p>Tarihte eşine az rastlanır bir  şekilde tahtan indirilerek, Yedikule zindanlarında boğularak şehit  edilen Sultan Genç Osman, babası Sultan Birinci Ahmed&#8217;in Sultanahmed  Camii&#8217;nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet  erkanı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların  atanma yetkilerini şeyhülislamdan alan Sultan Genç Osman çok yenilikçi  bir padişahtı.</p>
<p><strong>İRAN İLİŞKİLERİ</strong></p>
<p>Sultan  Genç Osman tahta çıktığı sırada Sadrazam Halil Paşa, İran seferindeydi.  Osmanlı ordusu Pul-i Şikeste&#8217;de yenilmesine rağmen, İranlılar, mukaddes  saydıkları Erdebil şehrinin Osmanlılar&#8217;ın eline geçme ihtimali üzerine  barış istediler. Serav sahrasında, daha önce iki devlet arasında  imzalanan Nasuhpaşa antlaşması baz alınarak imzalanan Serav  antlaşmasıyla barış tekrar sağlandı. (26 Eylül 1618).</p>
<p><strong>İTALYA  VE AKDENİZ SEFERİ<br />
</strong><br />
Halil Paşa komutasındaki Osmanlı  donanması 1620 yazında Akdeniz seferine çıktı. İstanbul&#8217;dan ayrıldıktan  sonra Navarin&#8217;e gelen donanma, buradan da kuzeye, Adriyatik&#8217;e doğru  yöneldi. Dıraç&#8217;da iki İtalyan gemisini ele geçirdikten sonra İtalya&#8217;ya  asker çıkardı ve İspanyollara ait olan liman şehri Manfredonia&#8217;yı işgal  etti.</p>
<p><strong>LEHİSTAN SEFERİ<br />
</strong><br />
Osmanlı Devleti ile  Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester Irmağı iki ülke  arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya Savaşlarında Lehistan  ilişkileri gerginleştiyse de barış bozulmamıştı. Fakat askeri  birliklerin geçimini Lehistan&#8217;a yaptığı akınlarla sağlayan Kırım Hanı,  barışa aykırı hareket ediyordu. Bunun yanı sıra Lehliler Boğdan işlerine  müdahaleden geri kalmadıkları gibi, Boğdan&#8217;a ait Hotin kalesini işgal  etmişlerdi (1617). Ayrıca Eflak ve Erdel&#8217;in iç işlerine müdahale etmeye  devam ediyorlardı. Bu olaylar üzerine Sultan Genç Osman, kendisine  yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi  Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Purut kıyısında  bulunan Yaş&#8217;ta, Lehlileri bozguna uğratmıştı (20 Eylül 1620).</p>
<p>Sultan  Genç Osman, 1621 yılının Nisan ayında Lehistan Seferine çıktı. Lehler  yeni ve daha büyük bir ordu meydana getirme çabasındaydılar.  Avusturya&#8217;dan yardım alarak ordularını takviye ettiler. Osmanlı Ordusu 2  Eylül 1620&#8242;de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve Hotin kalesi  önlerinde yapılan meydan savaşında, düşman siperlerinin ele  geçirilememesi, askerlerin şevk ve heyecanını oldukça yıprattı.  Yeniçerilerin de kendilerini tam olarak savaşa vermemeleri, bu savaşın  kesin bir netice ile sonuçlanmamasına yol açtı. Lehistan elçilerinin  savaşa kendilerinin neden olduklarını bildirmesi üzerine Hotin  Antlaşması yapılarak sefere son verildi (29 Eylül 1621). Antlaşmaya göre  Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak Lehistan  eskiden olduğu gibi Kırım Hanına 40.000 düka altın verecekti.</p>
<p><strong>YENİLİK  HAREKETLERİ</strong></p>
<p>Sultan Genç Osman, Lehistan seferindeki  başarısızlığının sebebi olarak askerin gayretsizliğini görüyordu. Askeri  alanda bazı yenilikler yapma fikri böylece gelişti. İşe Kapıkulu  ocakları ile başladı. Yaptırdığı sayımda, asker sayısının maaş  defterindeki kişi sayısından az olduğunu anlayınca fazladan para vermeyi  kesti. Bu durum da, daha önce fazladan gelen paraları kendi ceplerine  atan zabitlerin, Sultan Genç Osman&#8217;a düşman olmalarına yol açtı.</p>
<p>Sultan  Genç Osman; her şeyin farkındaydı, ancak tecrübesiz olması yüzünden  istediği yenilikleri yapamıyordu. Anadolu, Mısır ve Suriye askerlerinden  oluşacak yeni bir ordu kurmak istiyordu. Aynı zamanda saray, harem ve  ilmiye teşkilatlarını yeniden kurmak, yeni kanunlar çıkarmak gibi  yenilikçi düşünceleri de vardı. Kapıkulu Ocakları bu durumdan rahatsızdı  ve bunu belli etmekten kaçınmıyorlardı. Şeyhülislam Es&#8217;ad Efendi&#8217;nin  başında bulunduğu ilmiye sınıfı ise fikir belirtmiyordu.</p>
<p>Sultan  Genç Osman&#8217;ın Haleb, Erzurum, Şam ve Mısır beylerbeylerine asker  yazdırmak için gizli bir irade gönderdiğinin sarayda adamları olan  yeniçeriler tarafından öğrenilmesi, bardağı taşıran son damla oldu.  Sultan Genç Osman asker toplamak için Anadolu&#8217;ya bizzat kendisi gitmek  istiyordu. Bu arada İstanbul&#8217;a, Dürzi lider Maanoğlu Fahreddin&#8217;in  Lübnan&#8217;da bir isyan çıkardığı haberi geldi. Sultan Genç Osman bunu bir  fırsat bilerek, isyanı bastırmak için Anadolu&#8217;ya gideceğini söyledi.  Ancak Sadrazam Dilaver Paşa ve Şeyhülislam Es&#8217;ad Efendi, koskoca  padişahın küçük bir isyan için Anadolu&#8217;ya gitmesine gerek olmadığını  söyleyerek, Sultan Genç Osman&#8217;ın Anadolu&#8217;ya geçmesini engellemeye  çalıştılar. Başka bir çaresi kalmayan Sultan Genç Osman, hacca  gideceğini ilan etti. Daha önce hiçbir padişah hacca gitmemişti.  Sadrazam Dilaver Paşa ve Şeyhülislam Es&#8217;ad Efendi çok uğraştılarsa da  Sultan Genç Osman fikrinde kararlıydı. Padişahın geçeceği güzergah  üzerindeki vilayetlerin beylerbeyleri haberdar edildi ve hazırlık  yapmaları istendi. Sultan Genç Osman&#8217;ın yanında 500 yeniçeri ve sipahi  olacak, geri kalan asker İstanbul&#8217;un korunması için İstanbul&#8217;da  kalacaktı. Sadrazam, defterdar, nişancı, rikab ümerası, gedikliler, 40  müteferrika ve 40 divan katibi hac kafilesinde yer alıyordu.</p>
<p><strong>GENÇ  OSMAN&#8217;IN ŞEHİT EDİLMESİ</strong></p>
<p>Padişah otağının Üsküdar&#8217;a  kurulacağı günden bir gün önce Yeniçeriler Süleymaniye&#8217;de toplandılar.  Ayaklanan yeniçeriler saraya girip bazı devlet adamlarını öldürdüler.  Yeniçeri ve sipahileri ikna etmek isteyen Sultan Genç Osman, yeniçeri  ağalarını merhamete getirmeye çalıştı. Ancak bunda başarılı olamadı.  Yerine kardeşi Sultan Birinci Mustafa ikinci kez tahta çıkarıldı.  İsyancılar o an için Sultan Genç Osman&#8217;ı öldürülmesini düşünmüyorlardı.  Ancak Sultan Genç Osman&#8217;ın ne kadar dirayetli bir padişah olduğunu bilen  isyanın elebaşları padişahın Yedikule zindanlarına götürülüp orada  öldürülmesini istediler. Sultan Genç Osman sekiz tane cellata kahramanca  karşı koymasına rağmen boğularak şehit edildi.</p>
<p>Sultan Genç  Osman&#8217;ın naaşı, ertesi gün Sultanahmed Camii&#8217;nde kılınan cenaze  namazında sonra Sultan Ahmed Camii&#8217;nde babasının türbesine defnedildi.  Sultan Genç Osman&#8217;ın şehit edilmesi Anadolu&#8217;da bazı isyanların çıkmasına  sebep oldu. Osmanlı halkı padişahın şehit edilmesini hiçbir zaman  hazmedemedi. Sultan Genç Osman, gençliğinin en güzel günlerinde tahta  çıkmış ve hep milletinin iyiliği için çalışmış, azim ve irade sahibi bir  padişahtı. Ancak gençliği ve tecrübesizliği kendisine bu hazin sonu  hazırladı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.krofesyonel.com/genc-osman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mahmut Celal Bayar</title>
		<link>http://www.krofesyonel.com/mahmut-celal-bayar/</link>
		<comments>http://www.krofesyonel.com/mahmut-celal-bayar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 May 2010 19:03:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[mahmut celal bayar biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[mahmut celal bayar hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[mahmut celal bayar resimleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.krofesyonel.com/?p=1489</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin 3. Cumhurbaşkanı olan Celal Bayar, 16 Mayıs 1883 tarihinde Bursa-Gemlik&#8217;te doğdu. İlk ve orta öğrenimini babası Abdullah Fehmi Efendi&#8216;nin yanında yapan Bayar, Gemlik mahkeme ve reji kalemine memur olarak girdi. Daha sonra Ziraat Bankası&#8217;nda çalışmaya başladı. Bu arada Harir Darutariri okuluna devam etti. 1990&#8242;da İttihat Terakki Cemiyeti&#8217;nin kurduğu gönüllüler taburuna yazıldı. Zamanla bu partinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.kimkimdir.gen.tr/foto/3183.jpg" alt="" width="137" height="157" />Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin 3. Cumhurbaşkanı olan Celal Bayar, 16 Mayıs  1883 tarihinde Bursa-Gemlik&#8217;te doğdu. İlk ve orta öğrenimini babası <strong>Abdullah  Fehmi Efendi</strong>&#8216;nin yanında yapan Bayar, Gemlik mahkeme ve reji  kalemine memur olarak girdi. Daha sonra Ziraat Bankası&#8217;nda çalışmaya  başladı. Bu arada Harir Darutariri okuluna devam etti.</p>
<p>1990&#8242;da İttihat Terakki  Cemiyeti&#8217;nin kurduğu gönüllüler taburuna yazıldı. Zamanla bu partinin  sayılı üyeleri arasına girdi. İzmir&#8217;de kurulan cemiyetin genel  sekreterliğini yürüten Bayar, Kız Lisesi&#8217;nin ve Şimendifer Okulunun  açılmasına ön ayak oldu.</p>
<p>I. Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra İzmir&#8217;de  kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti&#8217;nin de faal üyeleri arasına katıldı.  1920 tarihinde Bursa milletvekili olarak Büyük Millet Meclisi&#8217;ne katılan  Bayar, aynı tarihte İktisat Bakanlığı&#8217;na vekalet etti. Çerkez Ethem&#8217;in  isyanı sırasında, Ethem&#8217;i ikna etmek için gönderilen heyete başkanlık  etti. 1921&#8242;de İktisat Başkanlığı&#8217;na getirildi. Lozan Konferansı&#8217;na  müşavir üye olarak katıldı. 1924&#8242;te Türkiye İş Bankası&#8217;nı kurma görevini  üstlendi. 1937&#8242;de İsmet İnönü&#8217;nün başbakanlıktan ayrılması üzerine,  Atatürk tarafından Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin 14. Başbakanı olarak tayin  edildi ve ilk kabinesini kurdu. Atatürk&#8217;ün ölümünden sonra,  Cumhurbaşkanlığı&#8217;na seçilen İsmet İnönü tarafından da başbakan olarak  tayin edildi. Daha sonra İnönü ile anlaşamadığından, yerini 3 Mayıs  1939&#8242;da Doktor Refik Saydam&#8217;a bıraktı.</p>
<p>CHP&#8217;de arkadaşları ile 1945&#8242;de  Dörtlü Takrir&#8217;i verinceye kadar görev aldı ve bu tarihte Adnan Menderes,  Fuat Köprülü ve Refik Koraltan ile birlikte Demokrat Parti&#8217;yi kurdu. 14  Mayıs 1950 genel seçimlerinde genel başkanı bulunduğu Demokrat Partinin  iktidarı büyük çoğunlukla kazanması ile 22 Mayıs 1950&#8242;de toplanan  Türkiye Büyük Millet Meclisi Bayar&#8217;ı Cumhurbaşkanlığına seçti. 1954-1957  genel seçimlerinden sonra da Meclis tarafından Cumhurbaşkanlığına  seçilen Celal Bayar, 10 yıllık Cumhurbaşkanlığı döneminde Adnan  Menderes&#8217;i başbakan olarak tayin etti.</p>
<p>Bayar, 27 Mayıs 1960&#8242;da Türk  Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin yönetime el koymaları ile tutuklanarak  Yassıada&#8217;ya götürüldü. 16 ay süren soruşturma ve yargılamadan sonra,  Yassıada Yüksek Adalet Divanı tarafından, 15 Demokrat Parti, ileri  geleni ile birlikte idama mahkum edildi.(15 Eylül 1961)</p>
<p>Milli Birlik Komitesi, idamlardan  üçünü (Menderes, Zorlu, Polatkan) onaylarken, başta Celal Bayar olmak  üzere, 12 Demokrat Parti ileri geleninin idam hükmünü müebbet hapse  çevirdi.</p>
<p>Yassıada&#8217;dan Kayseri cezaevine  götürülen Bayar, orada rahatsızlandı, evinde tedavi edilmek üzere  serbest bırakıldı (7 Kasım 1964).</p>
<p>22 Ağustos 1986 tarihinde  İstanbul&#8217;da vefat etti.</p>
<p><strong>Reşide  Eynegöllüzade Hanım</strong> ile evlenen Bayar Üç çocuk babası idi  ve Fransızca bilirdi. Çocukları Refii Bayar, Turgut Bayar, <strong>Dr. Nilüfer  Bayar</strong>&#8216;dır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.krofesyonel.com/mahmut-celal-bayar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fyodor Mikhailoviç Dostoyevski</title>
		<link>http://www.krofesyonel.com/fyodor-mikhailovic-dostoyevski/</link>
		<comments>http://www.krofesyonel.com/fyodor-mikhailovic-dostoyevski/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 May 2010 19:03:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[dostoyevski biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[dostoyevski hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[dostoyevski resimleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.krofesyonel.com/?p=1487</guid>
		<description><![CDATA[Fyodor Mikhailoviç Dostoyevski 30 Ekim 1821’de Moskova’da babasının bir doktor olarak görev yaptığı Yoksullar Hastanesi’ne ait bir apartmanda doğdu. 1837’de annesinin ölümünün ardından babasının yanından ayrılarak St. Petersburg’a taşındı ve orada Askeri Mühendislik Okulu’na kabul edildi. Bir sınıf arkadaşı onun için “sürekli kendisini ayrı tutardı, hiçbir zaman arkadaşlarının eğlencelerine katılmazdı, ve genellikle bir köşede elinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.kimkimdir.gen.tr/foto/128.jpg" alt="" width="144" height="200" />Fyodor Mikhailoviç Dostoyevski 30 Ekim  1821’de Moskova’da babasının bir doktor olarak görev yaptığı Yoksullar  Hastanesi’ne ait bir apartmanda doğdu. 1837’de annesinin ölümünün  ardından babasının yanından ayrılarak St. Petersburg’a taşındı ve orada  Askeri Mühendislik Okulu’na kabul edildi. Bir sınıf arkadaşı onun için  “sürekli kendisini ayrı tutardı, hiçbir zaman arkadaşlarının  eğlencelerine katılmazdı, ve genellikle bir köşede elinde bir kitapla  otururdu” diye anlatıyordu. Yurtluğunda düzensiz bir yaşama çekilmiş  olan ve oğluna düzenli bir gelir sağlamayı reddeden babasının tutumu  Dostoyevski’nin bu hastalıklı içe-kapanıklığını daha da ağırlaştırdı.  Bir keresinde, Dostoyevski babasına ilgisizliği yüzünden hakaret dolu  bir mektup gönderdi; ama baba Dostoyevski yanıt vermeye fırsat bulamadan  serfleri tarafından öldürüldü. Ailesi içerisinde söylendiğine göre,  daha sona ona bütün yaşamı boyunca acı çektiren sara nöbetlerinin ilkini  bu dönemde geçirmişti.</p>
<p>Mühendislik Okulundaki sınavlarının  ardından, Dostoyevski üsteğmenliğe getirildi. Ama 1844’de cebinde  üzerine “sivil giysi alacak parası” bile olmayan Dostoyevski kendini  yazın sanatına adamak için görevinden ayrıldı. 1846’da ilk romanı  İnsancıklar’ın çıkışıyla, genç yazarlar arasında en büyük gelecek  vaadedeni olarak görüldü. Eleştirmen Belinsky aracılığıyla “birçok  önemli kişi” ile tanıştı ve “yazın dünyasında nasıl yaşanacağı konusunda  kapsamlı bir ders” aldı. Ne var ki başarısı kısa sürdü. İnsancıklar’ı  izleyen birkaç romanı kötü eleştiri aldı ve Dostoyevski, Belinski’nin  salonundan uzak durmaya başladı, çünkü orada özellikle daha önceleri ona  karşı “dosttan da öte” olmuş olan Turgenyev’in de katıldığı sürekli  alaylara konu ediliyordu.</p>
<p>Ama bu sırada başka bir küme ile  ilişkisini sürdürdü. Petrashevski’nin öncülüğündeki gençlerden oluşan bu  kümedekiler, Fransız toplumcularını incelemek ve Rusya’daki toplumsal  ve politik reformları tartışmak için biraraya gelmiş ilericilerdi.  1848’i izleyen tepki dalgasında “Petrashevski çevresi”nin üyeleri  tutuklandı ve yalancı idam ile sonuçlanan bir soruşturmadan sonra  Dostoyevski, Omsk’ta bir ceza kolonisine gönderildi. Hapisanede,  “yeraltına gömülü bir insan” gibi yaşadığını yazdı. “Yakınımda içten bir  konuşma yapabileceğim tek bir varlık” yoktu. “Soğuğa, açlığa ve  hastalığa dayandım. Ağır işlerden sıkıntı çektim, ve salt iyi bir  aileden geldiğim için bana diş bileyen mahkumların nefreti sürekli  üzerimdeydi.” Bu acılı durum sarasını daha da ağırlaştırdı ama “kendi  içime kaçış &#8230; meyvalarını verdi.” 1854’de cezasını tamamlamak için bir  asker olarak Semipalitinsk’e gönderildi. Beş yıl sonra, arkadaşlarının  yardımı aracılığıyla cezası kaldırıldı.</p>
<p>St. Petersburg’a dönüşü üzerine  Dostoyevski, Ölüler Evi ve Ezilenler’i yayınladı. Aynı dönemde ağabeyi  Mikhail ile birlikte Zamanlar adında başarılı bir dergi kurdu. Ne var ki  1863’te bir yanlış anlama sonucunda hükümet tarafından kapatıldı.  Dostoyevskilere yayınlarının adını değiştirerek Çığır adı altında  yeniden çıkarma izni verildi, ama yeni yayın kamunun dikkatini çekmeyi  başaramadı. 1846’da Mikhail öldü ve yaklaşık bir yıllık bir çabadan  sonra Dostoyevski dergiyi yayımlamaya son verdi. Kendini borçların  altında ve ağabeyinin ailesini geçindirme sorumluluğu karşısında buldu.</p>
<p>Çığır’ın başarısızlığı Dostoyevski’nin  daha sonraki tüm çalışmasında izini bırakan bir kişisel bunalımla  çakıştı. Sibirya’dayken akıllı ama ahlaksız bir okul öğretmeninin dul  karısı olan Maria Dimitrievna Isaev ile evlenmişti. Evlilik ikisine de  mutluluk getirmedi ve St. Petersburg’a döndükten kısa bir süre sonra  Dostoyevski, Polino Suslova adında kösnül ve saldırgan bir kadınla yakın  ilişkiye girdi. Polino Suslova onun çalışmasını ciddi bir şekilde  etkilemiş ve kumara karşı sinirceli tutkusunu kışkırtmış gibi görünür.  Polina ile birlikte Rusya’dan ayrı olduğu bir sırada Dostoyevski’nin  karısı hastalandı ve ağabeyinin ölümünü üç ay önceleyen ölümü onu  Yeraltından Notlar (1864) olarak bilinen itirafı yazmaya götürdü.</p>
<p>İzleyen yıllarda Dostoyevski sürekli  sara, yoksulluk ve kumarbazlığına eşlik eden bir endişenin sıkıntısını  çekti. Parasal yükümlülükleri yüzünden yayıncılarla yıkıcı sözleşmeler  imzaladı ve onlar tarafından Suç ve Ceza (1866) ve Kumarbaz (1867) gibi  yapıtları olağanüstü bir hızla yazmaya zorlandı. Bunlardan ikincisi  üzerinde çalışırken Anna Grigorievna Snitkin adında bir sekreter tuttu  ve aynı yıl onunla evlendi. Romancı olarak başarısı alacaklılarının bir  bölümünü susturmasını sağladı, ama bu “diğerlerini o kadar kızdırdı ki”  suçlamalardan kurtulmak için St. Petersburg’tan ayrılmak zorunda kaldı.  “Her zaman yabancı bir ülkede bir yabancı” olacağı yakınmasına ve “yazma  yeteneğini bütünüyle yitireceği” korkusuna karşın, yurtdışında yaşadığı  dört yıl yaşamının en üretken yılları oldu. Cenova ve Vevey’de  Budala’yı (1868-69); Dresden’de Ebedi Koca (1870) ve Ecinniler’i (1871)  yazdı.</p>
<p>Sürgündeyken Dostoyevski “gazete gibi  bir şey” çıkarmayı ve bu yolla kanıları konusunda “bir kez olsun son  sözü söyleyebilmeyi” tasarlıyordu. Tasarısını 1876’da Bir Yazarın  Günlüğü’nün basımıyla uygulamaya koyuldu. Bunda Zamanlar’da başlatmış  olduğu ulusal ve demokratik Hıristiyanlık öğretisini genişletti. Bu  etkinliğinin sonucunda bir gazeteci olarak sözü geçer biri oldu ve son  yıllarını göreli olarak daha iyi bir ortamda geçirdi. 1877’de Büyük bir  Günahkarın Yaşamı adında çok büyük bir diziyi oluşturmak için yayıma ara  verdi. Bu “bütün yaşamım boyunca bana bilinçli ya da bilinçsiz olarak  işkence etmiş olan” Tanrı’nın varlığı sorunuyla ilgili bir çalışmaydı.  Bitirdiği çalışmanın biricik bölümü olan Karamazov Kardeşler 1880’de  basıldı.</p>
<p>O yıl Rus Yazını Dostları Toplumu’nun  Moskova’daki Puşkin anıtının açılışında konuşma yapması için onu  çağırısıyla çağdaş ünü doruğa ulaştı. Konuşmayı bitirdiği anda, “batılı”  düşünceleri uzun süre kişisel çatışma kaynağı olmuş olan Turgenyev bile  “beni öpücüklere boğmak için yanıma geldi &#8230; ve yineleyerek büyük  işler yaptığımı bildirdi” diyordu.</p>
<p>Dostoyevski sonraki yıl 28 Ocak’ta  öldü. Cenazesi toplumsal bir gösteri için fırsat oldu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.krofesyonel.com/fyodor-mikhailovic-dostoyevski/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erhan Ufak(Güllü)</title>
		<link>http://www.krofesyonel.com/erhan-ufakgullu/</link>
		<comments>http://www.krofesyonel.com/erhan-ufakgullu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 May 2010 19:01:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[erhan ufak biyografisi]]></category>
		<category><![CDATA[erhan ufak hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[erhan ufak resimleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.krofesyonel.com/?p=1485</guid>
		<description><![CDATA[Kurtlar Vadisi’ndeki Erhan karakterini canlandırmıştır. Gerçek ismi Erhan Ufak olup Necati Şaşmaz (Polat Alemdar)’ın halasının torunudur. Güllü Erhan Kimdir? Seyfo Dayı’nın öz yeğenidir. Çok eğlenceli bir kişiliğe sahiptir. Dayısı onu mafyadan uzak tutmaya çalışsa da Güllü, Polat`ın ekibine girmeyi başarır. Polat Alemdar&#8216;ın mafya kimliğini bilmektedir. Macera ve heyecan arayışı içindedir. Grubun en neşeli ve sevimli yüzüdür. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.kimkimdir.gen.tr/foto/3838.jpg" alt="" width="150" height="170" />Kurtlar Vadisi’ndeki Erhan karakterini canlandırmıştır. Gerçek ismi  Erhan Ufak olup <strong>Necati Şaşmaz</strong> (Polat Alemdar)’ın halasının torunudur.</p>
<p><strong>Güllü Erhan Kimdir?</strong><br />
Seyfo  Dayı’nın öz yeğenidir. Çok eğlenceli bir kişiliğe sahiptir. Dayısı onu  mafyadan uzak tutmaya çalışsa da Güllü, Polat`ın ekibine girmeyi  başarır. <strong>Polat  Alemdar</strong>&#8216;ın mafya kimliğini bilmektedir. Macera ve heyecan  arayışı içindedir. Grubun en neşeli ve sevimli yüzüdür. Problemleri,  parlak fikirleri ve beklenmedik anlardaki ani patlamaları ile  çözebilmektedir. Onun arkadaş olamayacağı hiç kimse yoktur. Sevimli sesi  ve neşeli yüzü en büyük silahıdır. Polat Alemdar için yapmayacağı  hiçbir şey yoktur. <strong>Abdülhey</strong>&#8216;i  biraz kıskanmaktadır. Kadınlara karşı zaafır vardır.</p>
<p><strong>Filmografi</strong><br />
Kurtlar  vadisi &#8211; Irak, 2006, Erhan Ufak<br />
Kurtlar vadisi, 2004-2005, Güllü  Erhan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.krofesyonel.com/erhan-ufakgullu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

